| Emirdağ Belgeseli |
|
“Bir Gurbet Türküsü Emirdağ” belgeseli geçtiğimiz dönemde HaberTürk Televizyon kanalında yayınlandı. Belgesel tam anlamıyla Emirdağ da gurbetçilik geleneğini ele aldı. Emirdağ'ı ve gurbetçiliği anlatan profesyonel anlamda ilk çekim olan "Bir Gurbet Türküsü: Emirdağ"ın çekimleri ünlü belgesel yönetmeni Cengiz Özkarabekir tarafından başlatılmıştı. Brüksel ve Emirdağ da yapılan çekimlerle hazırlanan belgesel, Emirdağ ın gurbetçilik geleneği genel bir bakış açısıyla ele alıyor. GURBETTE 100 BİN’İN ÜZERİNDE EMİRDAĞLI Anadolu bozkırının ortasında yer alan, farklı bir ilçe olan Emirdağ ın gurbetçilik geleneği ile ilgili önemli isimlerin konuştuğu belgeselde, gurbetçilik 1962 yılında Belçika ya giden Karacalar Köylü Ahmet Öztürk ile başlıyor. 1964 yılında da Belçika hükümeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasında yapılan anlaşmalar çerçevesinde birçok Emirdağlı Belçika ya gidiyor. Emirdağlılar sadece Belçika ya gitmekle kalmıyor, Avrupa nın başta gelen ülkeleri Almanya, Fransa, Hollanda ve Danimarka gibi ülkelere de gidiyorlar. Ancak, bunlar içerisinde şu an için tahmini 100 bin’in üzerinde Emirdağlı nın yaşadığı Belçika göze çarpıyor. EN ÇOK DÖVİZ GİREN İLÇE Yine Brüksel de Metin Pide nin sahibi Metin Eder; "Belçika ya gelmeden önce elime kazma almamıştım; ama buraya ilk geldiğimde 2 yıl inşaat işçiliği yaptım" sözleriyle gurbet öyküsünün genel bir resminin çiziyor. Emirdağ da da birçok isme yer verilen belgeselde, Emirdağ da berberlik yapan Cafer Aktaş; "Nüfus ortalaması bakımından değerlendirildiğinde, Emirdağ en çok döviz giren ilçedir. Ayrıca Emirdağ da belki 1-2 milyon Euro su bile olan vardır" derken; zücaciye işletmecisi Ceylan Sönmez ise "Emirdağ da ayakkabı boyacısı dahi size para bozabilir. Birine Euro verip para üstü Türk parası alabilirsiniz" diyor. İlk Bölüm 1 İlk Bölüm 2 İlk Bölüm 3 İkinci Bölüm 1 |













Yorumlar
Yani kendine uzaklaşmış insanın kendisi kadar yaşam hakkı olan bir canlının sesine tahammülsüzlüğü gibi biz de yıllarca güldük emirdağlıya. Çünkü üzeri açık arabalarla geçtikleri caddelerde boyunlarında parlayan altın zinzirlere gülmek düşünmekten daha kolay bir eylemdi. Aşağılamak bizim dördüncü öğün yemeğimizdir. Onunla besleniriz hatta yemekten kısar ondan vazgeçmeyiz. Soğan ve yumurta kabuklarıyla pazara çıkıp istediklerini anlatmaya çalıştıkları zamanlardan türkiye mi büyük emirdağ mı sorusuna gelinceye kadar zor örülmüş nesiller boyu sürmüş bir hikaye bu.
Karacalar köyüne girişteki levhayı görünce acayip şaşırdım önce. Kopenhag, brüksel, amsterdam ve birçok avrupa kentine kaç km uzaklıkta olduğunu gösteriyor. bize komik geliyor. Ah istanbulu bile o yollarla beraber tepmiş insanların ikinci köyü kalplerinin yarısı o adını bile zor telaffuz ettikleri yerlerdelerde ondan. Çünkü onlar ankaraya değil kopenhag a yola çıkarlar her yaz da ondan. Benim de hep güldüğüm cadde ortalarında yufka açma seansları olmasa belki direnemzlerdi. Öyle zor ki. paranız var, zamanınız var, e şükürler olsun kendinizi anlatacak kadar diliniz var yola çıkmaya tereddüt ediyorsunuz. sanki toplama kamplarından ne farkı var pekçok hikayenin.
Ciğeri simsiyah kömürle dolmuş nice insan malulen bile emekli olamadan hayallerinden vazgeçmiş. Ve "biri şu kadar euromuz olunca döneriz diyorduk baktık ki 20 yıl geçmiş 20 yaşında olmuş çocuklarımız dönemeyeceğimizi neredeyse 20-30 yıl sonra durunca anladık" diyor.
"Çalışıyorduk makineler hiç durmayınca yoruldum çok yorulunca arkadaşıma sordum oturamaz mıyım çok yoruldum diye. Arkadaşı hayır burada oturulmaz diyor. Emirdağdan çıkıp da bir iş buldum diye o fabrikanın içine girene kadar modern köleliğin kitabını hiç açmamış olanlar gönüllü esaretlerinin hikayelerini anlatıyor.
www.youtube.com/watch?v=PS5upMS8y-k
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.